SIKI CAN İYİDİR!


Hiç şüphesiz bütün insanların kullandığı bir cümle var. Canım sıkılıyor... Doğru değil mi? Sizde zaman zaman kullanmıyor musunuz?

Bazen bu, bir takım olayların bizim aleyhimize gelişmesiyle meydana gelebilir. Mesela bazen evren bize komplo kuruyormuş gibi hissederiz. Ciddiyim!

Mesela her sabah rutin bir şekilde çalan alarmınız tam da o gün önemli bir toplantınız olduğu halde çalmamış olabilir. Otobüs durağına ilerlerken otobüsünüzü görüp, koştuğunuz ve ona yetişmeye çalıştığınız halde umursamaz bir otobüs şoförünün duyarsızlığından dolayı o otobüse binememiş de olabilirsiniz. Belki de iş hayatınızda karşınıza çıkmıştır benzer durumlar. Kendinizi en güçlü gördüğünüz bir anda terfi almayı umut ederken siz, sizin beklediğiniz o pozisyona bir başkası getirilmiştir. Ve tüm bunlar olurken siz umudu elden bırakmayıp, kendinizi motive etmeye çalışmışsınızdır. Kendinize bol köpüklü bir kahve yapıp rahatlamayı umut edersiniz. Fakat o da ne? Kahve makinesi mi bozuldu! Zihninizde mantık komutasındaki tüm sinirler 'yok artık yaa' nidalarıyla inletti her yeri, değil mi?

Evet, bazen evren bize komplolar kuruyor sanırım. Canımızın sıkılmasına neden oluyor. Buna çeşitli açıklamalar getirmeye çalışıyoruz gün boyu. Mesela kendi kendimizi rahatlatmak adına ve birazda bu talihsizliklere teslimiyet anlamına gelecek olan 'gün nasıl başlarsa öyle devam eder ya da bugün şans benden yana değil hatta kelebek etkisi bu!' gibi açıklamalar sunuyoruz kendimize...

Peki filmi başa saralım.

Peki filmi başa saralım. Tüm talihsizlikler şöyle bir kenarda dursun da, zaman zaman evrenin size torpil yaptığını, iyi niyet gösterdiğini hissettiğiniz oluyor mu?

Mesela vapura yetişmeye çalıştığınızı düşünün... Vapur iskeleye yanaştı fakat siz, size dur diyen trafik ışıklarının önünde kala kaldınız. Yetişemeyeceğinizden neredeyse eminsiniz. Fakat bir anda oluyor. Önce ışık yeşile dönüyor. Koşuyorsunuz. Duyarlı bir görevli sizi fark ediyor ve bekliyor. Yetişiyorsunuz.

Toplu taşıma örneğiyle başladık madem buradan devam edelim. Metrobüsü düşünün. Binmeye çalışıyorsunuz ama çok dolu. Kapı yanına sıkışarak metrobüse binen son kişi sizsiniz ve tam o sırada arkadan gelen boş bir metrobüs olduğunu fark ediyorsunuz. Berbat bir hissiyat ve içinizden geçirdiğiniz küfürler var. Ama arkadaki metrobüsün arıza yaptığını ve bu sıkışık metroüse son anda binerek gideceğiniz yere geç kalmıyorsunuz.

Gördüğünüz üzere bazen hayat bir kozmik şakacının müdahalesiyle ona göre komik bize göre berbat hallere bürünüyor, saçma sapan şeyler yaşıyoruz. Bazende tam tersi şeyler oluyor. Kendimizi şanslı hissetmemize neden olan şeyler, her düşündüğümüzün gerçekleştiği hemen hemen her şeyin yolunda gittiği şeyler.

Rutine dönen her şey can sıkar...

Aslına bakarsanız bu iki durumda bizim nefesimizi kesen, bizi nefessiz bırakan durumlardır. Çünkü her şey ters giderken bunun neden olduğu o negatif durumlar nefesimizi keser, nefes almamızı zorlaştırır. Her şey yolunda giderken ise her şeyin yolunda olması, rutin hatta monoton bir hal alması, hayatın aksiyonunu yitirmesi bizi sıkıntıya sokar. Rutine dönen her şey can sıkar. Eee insanız neticede, yadırgamamak gerek...

Bana sorarsanız mesela bu iki durumun arasında, arafında yaşamayı öğrenebilmek. Evren üzerimize boca ettiği kötü sürprizler canımızı sıkabilir, bizi hayattan soğutabilir. Öte yandan her şeyin daima iyi olması, yolunda gitmesi sizi beklentisiz ve hedefsiz bırakabilir ki buda can sıkıcı olacaktır.

Kıssadan hisse bazen can sıkıntısı iyidir. Nefes alamayacak kadar canınızın sıkılması da iyidir hatta. Eskilerin dediği gibi, sıkı can iyidir. Klişedir ama çıkmaz...